Kadınlardan Kadınlara Dost Niteliğinde Tavsiyeler

Twitter Kullanıcıların Braga Fenerbahçe Maçının Hakemi Ivan Bebek Hakkında Attığı Tepki Dolu Tweetler

Türk İnsanının Kusurlarını Eğlenceli Bir Şekilde Anlatan 10 Karikatür

Galatasaray Fenerbahçe Maçının Ertelenmesi Hakkında Ekşi Sözlük’ten 9 Tepki

Evren Denilen Zaman Makinesi

Blog, Genel, Yaşam 30 Haziran 2015
3.206

Evren denilen zaman makinesinin içinde, geleceğe gitmeye devam ediyoruz ve her geçen zamanla birlikte, geleceğimizi geçmişimiz yapıyoruz. Tik, tak, tik, tak… İşte karşında gelecek. Tik, tak, tik, tak… Şu anda sana gelecekten yazıyorum. Fakat ne yazık ki,yazdıklarımı geçmişimin içinde kaybediyorum.Tıpkı senin bu yazıyı okurken yaşadığın gibi… Dakikalar, hayata dair geri sayıma devam ederken, yaşanması gereken şeyleri yaşamama, yapılması gerekenleri yapmama,okunması gerekenleri okumama, izlenmesi gerekenleri izlememe, yazılması gerekenleri yazmama, konuşulmaması gerekenleri konuşmama hakkına sahipsin ve konuştuğun her şey aleyhinde delil olarak kullanılabilir. Çünkü bu lunaparktaki dönme dolap dünyada, yaşadığın her gün, çarpışan otomobil oyunu yapısında ve sen direksiyonunu nereye çevirirsen oraya gidiyor. Bazen sen başkalarına çarpıyorsun, bazen başkaları sana ve bazen de çarpışmadan… İşte yaşam böyle akıp giderken teknoloji  hız kesmeden ilerlemeye devam ediyor. Çünkü ülkeler teknolojinin “güç”  olduğunu çok iyi biliyor ve ellerindekini en gelişmiş yapmak için büyük kaynaklar ayırıp, çalışmalar yapıyor.  Fakat gelişen, değişen ve kullanılabilitesi artan teknoloji,her adımda yapboz gibi olan hayatımızdan bir parçayı alıp götürüyor. Tıpkı tekerleğin icadıyla, hamallık mesleğinin eski değerini yitirmesi gibi…  Silah teknolojisiyle mertliğin bozulması gibi… Kredi kartıyla birlikte daha çabuk ve çok borca girebilmemiz gibi. Elektronik posta hizmetlerinin, postacı amcayı sevdiği mektuplarından etmesi gibi… Tıpkı kontrolsüz internet paylaşım platformlarının, insan ilişkilerinde meydana getirdiği soğuma ve bilgi kirliliği gibi… Sanal dünyanın, özgür mahkumlardan ordular oluşturduğu gibi… Telekomünikasyon teknolojileri yüzünden,karşılıklı görüşmeyi unuttuğumuz dostlarımız,arkadaşlarımız gibi.

Peki gelecek günlerde bizi neler bekliyor?  Nasıl şeylerle karşılaşacağız? Gelecekte bir gün gelecek fakat, biz geleceğin geldiği yere gelebilecek miyiz? Ama her ne olursa olsun,bu günden yarınlara baktığımda bir çok çocuk oyununu kaybedeceğimizi ve o güzelim oyunların oynanmayacağını net olarak söyleyebilirim. Mesela saklambaç.Geleceğin dünyasında teknoloji o kadar gelişmiş olacak ki kimse saklanamayacak. Eeee! Saklanamıyorsak niye oynuyoruz diyerek oyunu tedavülden kaldıracaklar. Çünkü “Önüm arkam, sağım solum, saklanmayan, ebe sobe!” dedikten 15sn sonra ebe, kolundaki saate bakıp, herkesin saklandığı yeri, uydulardaki termal kameralar sayesinde ya da koku reseptörlerini kullanarak ya da hareket algılayıcılar aracılığıyla ya da en basit teknolojiyle, yanında taşıdığı cep telefonu sayesinde yerini hemen belirleyebilecek. Ardından, koordinatlarını vererek,herkesi sobeleyecek. “Ahmet, 38 derece 20 dakika Kuzey, 27 derece 4 dakika doğu koordinatlarındasın. Gördüm. Sobe!”  Yani saklanan arkadaşlarımızı saatlerce aradığımız oyun, teknoloji sayesinde, çok kısa zamanda sonlanacak ki saklambaç oyununun hiç ama hiç zevki kalmayacak. Hatta geleceğin dünyasındaki, hiç sönmeyen elektronik mumlar sayesinde yalancının mumu yatsıya kadar değil, bizden uzun ömürlü piller bitene kadar ya da kendi utanana kadar yanacak.  Ayrıca gelecekte, boşalan pilleri şarj etmek için, ağzımızdan çıkan havayı elektriğe çeviren aletleri kullanacağız. O günlerde trafik de daha düzenli ve gürültüsüz olacak. Çünkü arabaları robotlar kullanacak.Belki bu cümleleri zihin midesinde sindirince, saçma geliyor olabilir ama ihtimaller denizinde boğulurken, yuttuğum düşünceleri aktarıyorum şu an sana.

Belki de bizim, şu anda çok fonksiyonlu robot ürettiğimizde sevindiğimiz gibi, yarın robotlarda, söz dinleyen ve misafirliğe gittiğinde akıllı uslu oturan çocuklar klonladıkları için mutlu olacaklar. Yani zamanla devrin insanı değil de devrelerin istediği gibi davranan insan olabiliriz gibime geliyor. Ne de olsa insanoğlu olarak, yaşadığımız döneme ayak uydurmayı çok iyi biliyoruz. Vals, samba, çaça, rumba, misket, tango, horon, rap, kolbastı… ve tarihe yürüyen ayaklardan üç ileri bir geri… Ne de olsa bütün dünya uzun bir süre bu kahraman savaşçıların dansını seyretti.İşte öyle, böyle derken, yeni gün tarihleri eskilerimizin arasda kaybolup gitti  ve birçok gencimizi,bu kontrol edilemez akıştaki gelecek kaygısı mahvetti.

Gördüğüm rüyadan aklımda kalanlar = Yıl 2101…  Radyasyonlu elektronik aletler, genetiği değiştirilmiş gıdalar, atmosferdeki deliklerden sızan ışınlar.vb. nedenlerden ötürü yeşeren insanoğlu, sanılanın aksine, robotlarla değil de bitkilerle savaşıyor. Nesli tükendiği için tek başına kalan kutup ayısına, bir buzdolabı markası, son günlerinde onu mutlu etmek için, sponsor olmuş ve bir yandan da reklamlarında rol aldırıyor. Dünya’nın çekiciliği kalmadığı için, uydumuz olan Ay’ı, bizden kopup gitmesin diye zincirle bağlamışlar. Hatta dedemin her gece yatmadan önce suya koyduğu dişleri, evrim teorisi yalan olmasın diye, sürüngen olup çoluk çocuğa karışmış… Çığlık atarak uyandım.

Evet. Tik tak, tik tak… Engel olmaya çalışsak ta, ilerleyen zamanla birlikte birçok şey gelişecek ve değişecek. İş bu ki, değişime ayak uydurup, bide üstüne kendimizi yenilemeyi ve geliştirerek değiştirmeyi başarabilirsek, dönemimizde bir güneş gibi parlayabiliriz.Hem kendi hem de başkaları için faydalı olabiliriz. Tıpkı geçmişte, toplumlara yol gösterenlerin,ışık tutanların yaptığı gibi. Etrafımıza baktığımızda net bir şekilde görebiliriz. Okul yaşantımızda, evimizde, iş ortamımızda,arkadaş çevremizde hep bir değişim hakim. Yani geleceğin dünyası, değişik olacak. Ama korkmaya gerek yok. Çünkü değişim hepimize uğrayacak.

Reklamlar
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.